SaÄŸlık kontrolu için hastaneye gitmiÅŸtim. Elime birkaç kağıt tutuÅŸturulduktan sonra ilk iÅŸ kan vermekti. Bunun için tek bir koltuk ve masanın sığabileceÄŸi kadar küçük, içeriden de baÅŸka bir bölmeye geçilebilen bir oda tahsis edilmiÅŸti. HemÅŸire, kanımı aldıktan hemen sonra yan bölmeye girmemi ve beklememi söyledi. Bir müddet geçipte geri geldiÄŸinde (sanırım eleman eksikliÄŸinden dolayı ondan baÅŸkası yoktu) ayak bileklerimi yukarı sıvamamı, çoraplarımı aÅŸağıya indirmemi, saatimi ve üzerimi çıkartmamı, ardından da sedyeye uzanmamı söyledi. Dediklerini yaptıktan sonra ilginç makinalarla tetkikleri tamamlamıştı. Üstümü giydim ve az önceki kan verme bölmesinden geçerek dışarı çıktım. Fakat test sonuçlarını nezaman almam gerektiÄŸini sormak için koridorun sonundan odaya geri döndüğümde hemÅŸire çoktan baÅŸka birisini o küçük bölmeye almış ve kan verme koltuÄŸu boÅŸ kalmıştı. “Acaba buradan hemÅŸireye seslensem mi?” ÅŸeklinde düşünürken, omuz başımdan içeride neler oluyor diye merakla kafayı uzatan yurdum insanı, sanırım biraz da acelesi olduÄŸundan hemÅŸirenin çağırmasını filan beklemeden kapı ile aramdan yan yan sıyırılarak “uyanık olan sırayı kapar abicim” edasıyla kan verme koltuÄŸuna pat diye yerleÅŸti. Tabiki yan bölmedeki hemÅŸirenin buradan haberi bile yoktu. Dahası, o anda hemen benden sonra içeri aldığı hasta ile meÅŸguldü. Ona da bana verdiÄŸi komutların aynılarını verirken, yanımdan içeriye dalan “yurdum insanı” sanki komutlar kendisine geliyormuşçasına hiç ÅŸaÅŸmadan, gayet nizami bir ÅŸekilde komutlara uyarak ayaÄŸa kalktı, paçalarını sıvadı, çoraplarını indirdi, saatini ve üzerini çıkarttı. En son “sedyeye uzanın” komutuyla sedye aradı, bulamayınca iÅŸe uyandı. Ben kahkahayı patlatınca dışarı çıkmak zorunda kaldım, gözlerimden beÅŸ dakika daha yaÅŸlar boÅŸaldı. Ama haketmiÅŸti açıkgöz! . . .



















